Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2021 Pazar

Blogger Arkadaşlarımdan Ricam - Öğrencilerim İçin Desteklerinizi Bekliyorum


  

      Çook uzun bir aradan sonra tekrar geldim. Sevgili blogger arkadaşlarım çalışma hayatı ve kendimi geliştirme telaşı içerisinde bloguma ara vermiştim. Fakat sizinle paylaşmak istediğim ve desteklerinizi beklediğim bir konu var.

     Ortaokul öğrencilerimle katıldığımız bir projede finale kaldık ve halk oylamasına çıkmış bulunmaktayız. Zaman ayırıp bu yazımı okuyan ve öğrencilere destekte bulunmak isteyen arkadaşlarım olursa bizi çok mutlu edersiniz.

     EducatHub Scratch " Uzayda Yaşam" konulu proje adı altında katıldığımız yarışmada projemizi desteklemek için aşağıdaki linke tıklayarak, aşağıya inerek TitanX adlı projemize 5 yıldız vermeniz yeterlidir.

( 7 gün içerisinde  oylama kapatılacaktır )

Tüm Blogger arkadaşlarıma sevgilerle, destekleriniz için teşekkürler. 


Oy Vermek İçin Tıklayınız

3 Mart 2019 Pazar

Kadının Adı Var - Kitap Tanıtımı


Kadınlar medeni kanunla birlikte olması gereken insani haklara kavuşsalar bile taciz, tecavüz ve cinayetler devam etmekle kalmıyor, ilerliyor. Sorunun kaynağını subjektif bir bakış açısıyla yorumlayabiliriz. Ahlak, terbiye vs. ne söylemek isterseniz söyleyin !

Fakat gözlemlerime baktığımda, aileler çocuklarına yasaklar getirseler de kadınlara bakma, günah, ayıp vs. gibi nasihatlerde bulunsalar da ortaya çıkan tablo değişmiyor. Özellikle bu nasihatleri yaparken nasıl rol model olduğunuz önemli, bu konuda da rol modelin baba olduğu açık.
Siz yapma- ayıp deseniz bile, çocuğunuz bir kadına nasıl baktığınızı, nasıl konuştuğunuzu ve mesafenizi dikkate alacaktır.
İstediğiniz kadar  kısıtlamalar getirin, her açıdan iradesine sahip olmayı ve karakterli olmayı öğretemediğiniz (rol model olamadığınız ) takdirde hiçbir çaba sonuç vermiyor.

Kadın vücudunun bir uyarıcı değil, insana ait özellikler taşıdığını, kaşımız gözümüz gibi tüm organlarının insan doğası gereğince var olduğunu aşılamalıyız. Kadına sadece karşı cins olarak bakan bir zihniyet,  saldırganlık iç güdüsünü kontrol edemez. Cahilliğin bir kaynağı olduğunu düşünüyorum.  
Zihniyetinde barındırdıkları ilkellikle bir kadını değil, bir insanı Allah'ın eşit tuttuğu, koruduğu bir canlıyı tacizlerle ve saldırganlıkla hakkına girerek iğrenç davranışlara maruz bırakıyorlar.

Kadının varlığı, nasıl yemek yediği, nasıl giyindiği, nasıl yaşadığı kimsenin düşünmesi gereken konular değildir. Hatalarıyla, yanlışlarıyla, günahıyla, sevabıyla o bir insan ve bunun yargılaması başka bir insana düşemez.Toplumsal düzende uyulması gereken kurallara kadınıyla erkeğiyle uyarız, onun dışında kimse kimsenin özel alanına ve özgürlük alanına değil tecavüz etmek, düşüncesiyle bile yargılayamaz...

Başımdan geçen bir olay:

"Kadının adı var" kitabımın başında okumaya dalmışken aniden telefonun çalmasıyla irkildim. Tanımadığım bir numara... Tanımadığım numaraları açmaktan hoşlanmasam da, iş için veya akrabalarımdan birisi olabilirdi...

A: Efendim, buyurun?
B: Alo, iyi akşamlar.  (ergenlik yaşlarında bir erkek çocuğu sesi olduğu açık)
A: İyi akşamlar, siz kimsiniz çıkaramadım ?
B: Ben mi ? Ben Aşkınız...
A: Anlamadım, kimsiinn ? (Şaşkınlıkla ve kızgınlıkla sorarım)
B: Aşkınızımm.
A: Aptal mısın, söylediğinin farkında mısın? (Kendimi tutamam ve aptal olup olmadığını sorarım!)
B: Yooo...
(Telefonu suratına kapatırım ve sinirlerim tepemdedir.  Kadınlara yapılan bunca pisliğin içinde, taze bir çocuğun sapıklığa attığı ilk adımlarına şahit olmuşumdur. Whatsapp üzerinden numarayı kaydedip bakınca, yaşlı birinin kucağında bebeklerle resmi çıkmıştı. Muhtemelen torunu dedesinin telefonunu almış diye düşündüm.)

Bir erkek sadece bir erkeği mi dinler (çekinir, korkar)? sorusuna net bir yanıt almak için babama durumu anlatarak numarayı verip, çocuğun tepkisini görmek istediğimi söyledim. Aradık, açtı ve amcama vereyim görün  gibi bir şeyler söyledi. Başka birisi zannetmiş olacak ki, ahkam kesmeye kalktı. Kim bilir kimler tarafından yaptığı ahlaksızlık yüzünden tepkiler aldı...Ürkütmeden nerede yaşadığını vs. sorduk K... dedi, amcama vereyim ama namaz kılıyor vs. dedi. Sorunca ben aramadım kardeşlerim aramıştır, diyerek yalan söyledi. Uyarımızı yaptık ve bir daha kimseye karşı böyle bir girişimde bulunmaması gerektiğini söyleyerek kapattık. 
Peki o amcanın bunlardan haberi var mı ? 

Görüyoruz ki, bu tarz sorunları bile ilk çağlardan beri ahlak veya din kurallarıyla engellemekte güçlükler yaşıyoruz. Amcası duysa belki de kahrolur... Kadınların varlığını tanıtmayarak veya bütünüyle baskılayarak , kaba bir tabirle hiç kadın görmeden büyütmekte bu ilkel davranışlara çözüm olmuyor. Bu konu ahlakla birlikte zihniyet ve irade konusudur.  Bu nedenle kurallar bütündür ve her alanda karakterini ve iradesini koruyan, nerede nasıl davranacağını bilen eğitimli kişilikler yetişmeliyiz...

Gelelim Kitap Tavsiyemize : 

Önereceğim kitap tamamen objektif bir anlatımla yazılmış. İlk çağlardan günümüze kadının gelişimini anlatır. Yazarıyla kitap fuarında konuşma ve söyleşisine katılma fırsatım olmuştu...
En mutlu olduğum cümlesiyse, bu kitap öyle bir bakış açısıyla yazıldı ki, adı "KADININ ADI VAR" olmasına rağmen erkek okuyucularım çok daha fazla (Hani erkekler adını duyunca bile kaçar ya)... İçeriği sırf cinsiyet ayrımını konu alan bir kitap değil. Bu konu üzerine yaşanmış tüm olayları derlemiş ve kaynaklarıyla bizlere sunmuş yazar...
Erkeklerin çok okuması güzel, fakat önemli olan kadının kendi farkına varmasıdır, herkes okumalı...
Bu yüzden uzun uzun övgüler dağıtmak yerine direkt  konu içeriğini paylaşmak isterim :

  • Kadınlar tragedyası
  • İlk çağlarda kadın imgesi
  • Antik Yunan ve Roma Medeniyetleri döneminde kadın imgesi
  • Antik çağ ibrani toplumunda kadın imgesi
  • Hristiyanlık'ta kadın imgesi
  • İslam'da kadın imgesi
  • Cinsel bir obje olarak kadın imgesi
  • Romantik aşk kavramı içinde kadın imgesi
  • Virginia Woolf'un eserlerinde kadın imgeleri ve feminist izdüşümler
  • Türk toplumunda kadın imgesi
  • Eski çağlardan günümüze Türk toplumunda kadın imgesi
  • Türk edebiyatında kadın imgesi ve feminist yaklaşımlar
  • Kadın'ın hikayesine empatik bir yaklaşım
Kitap içeriğinden örnekler:  







30 Ocak 2019 Çarşamba

Çocukların Oyuncak Tercihleri Değişmeli mi ?

Hepimiz çocuklara oyuncak alıyoruz değil mi? Oyuncak alırken dikkat etmemiz gereken noktalar olduğunun da bilincindeyiz. Kalitesiz oyuncaklar çocuklarımızın sağlığını bozabiliyor. Bu nedenle oyuncak alırken markasına dikkat etmeye çalışıyoruz. Belirsiz ve şüpheli markalardan uzak durmaya çalışıyoruz. Bunlar bildiğimiz genel geçer kurallar. Bunlara kısaca değindik, asıl ele almak istediğim konu oyuncak tercihlerimiz olacak.

Mercedes Mi ? Oyuncak Araba Mı ?

Bir gerçek var ki, hayat pahalı ama oyuncaklar daha da pahalı. Birçok aile tek bir oyuncak almak için ortalama 100 TL'yi gözden çıkarmak zorunda kalıyor. Günümüz şartların da ciddi bir fiyat olduğunu düşünüyorum... Çocuk büyüyene kadar aldığımız oyuncak araba paralarını birikim yapsak mercedes alırız. Tamam ! birazcık abarttım. :)  Neyse, fiyat konusu çokta elimizde olan bir mesele değil. Madem piyasa böyle, peki paralarımızı ne tür oyuncaklara harcamalıyız ?

Klasik oyuncaklarımız vardır. Bebekler, peluş oyuncaklar, arabalar vs. alırız. O kadar yazı yazdık, konuştuk . Dünya değişiyor, tercihlerimiz değişiyor, teknoloji değişiyor... Ee, haliyle çocukların oyuncakları da değişiyor. Özellikle aileler eğitici oyuncaklara para vermeyi daha mantıklı buluyor. Haksız sayılmazlar, çocuklar günümüz Dünya'sına ayak uydurmak için erken yaşta zihinsel ve fiziksel becerilerini geliştirmelidir.

Yeğenime Bebek Aldım O Bebek Şimdi...

Geçenlerde yeğenime bir hevesle yukarıda gördüğünüz bebeği aldık. Bir tanecik bebeği olsun ne olacak sanki dedik. Şimdi o  bebeğin saçlarını yoluyor. Saçlarını yemeye çalışıyor :) Sonra sıkılıp atıyor. Evde ki tencere, tava daha çok dikkatini çekiyor. Yani bize fırsat vermeden çocuklar oyuncak tercihlerini çoktan değiştiriyor. Nerede demir,çelik, elektronik eşya var onların peşindeler.
Yeni nesil çocuklar, yeni nesil oyuncaklar getiriyor.  Bu sebeple bizler de oyuncak seçerken artık daha elektronik, eğitici, zeka geliştirici, makine mantığını taşıyan oyuncaklar alsak ilerisi için çocukların eğitimine katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Oyuncak Önerisi: 

Klasik oyuncaklarımızı bir köşeye bırakalım. Çağa uygun bir oyuncak önerisi verelim. 10-15 yaş arası çocuklar için uygundur:
6'lı Güneş Enerjili Robot Eğitim Kiti
Foto Kaynak:https://www.robotistan.com/

Yukarıdaki eğitim kiti çocukların güneş enerjisinin faydalarını algılamaları için oldukça güzel bir set. Aynı zamanda oyuncak görevi de görmektedir. Uçak, hovercraft, yel değirmeni, araba, tekne ve robot köpek yapmak mümkün. Pil ihtiyacı da yoktur. Fiyat olarak ise oldukça uygun Robotistan sitesinde  31 TL. Bir bebeğe veya arabaya 100 TL vermekten daha avantajlı ve eğitici bir oyuncak olduğunu düşünüyorum.
Tanıtım Videosuna linkten ulaşabilirsiniz: 


Madem teknolojiye gözünü açan bir nesil var. Bizler bu neslin teknolojinin üreten ve yapıcı yanlarını öğrenmesi için oyuncak seçimini bile çağa uygun tercih etmeliyiz.
Aslında bizler çocukların oyuncak tercihlerini değiştirmeden,çocuklar bunu ilginç bir şekilde yapmayı başarıyor. Doğdukları günden itibaren tercihleri eski çocuklar gibi olmadığı apaçık ortada...

Çocukların oyuncak tercihleri değişmeli mi? sorusunun en açık cevabı,çoktan değişmeye başladı olur...
Peki bizler oyuncak alırken tercihlerimizi yeni nesil çocuklara göre mi yapıyoruz ? Bence tercihlerimizi değiştirmeye başlamalıyız. Zaman zaman beğendiğim oyuncak setlerini tanıtmaya çalışacağım...

Bu konuda fikir ve görüşleriniz varsa paylaşmanızdan mutluluk duyarım.


Foto Kaynak : https://online.yunusmarket.com.tr/

21 Ocak 2019 Pazartesi

Fasulye Değil ki, Pamukta Yetiştirelim....


Evet fasulye değil ki, pamuklara sarmalayalım çocukları. Bencil insanlar neden çoğalıyor diye sorguluyoruz. Ya da istediği olmayınca yeri göğü delen,ağlayarak istediğini yaptırmaya çalışan ve sonunda da psikolojisi bozulan insanlar neden çoğalıyor ? Buna benzer durumlara zemin hazırlayan etkenlerden birisi, çocukları pamuklara sarmalamak diye düşünüyorum.

Çocukları iyi yetiştirmeye çalışırken en büyük kötülüğü yapıyoruz. Sonra gelsin düşünemeyen, bağımlı veya şımarık kişilikler yakamıza yapışsın !
Bir çocuğu yetiştirirken,  çiçek yetiştirir gibi davranırsak dalları bahar bahçe olur.  Hiç su vermediğimiz çiçek kurur, çok su verdiğimiz  çiçekse çürür.  Eee, o zaman ?  yeterli su verirsek dallarında çiçekler açar. Bunu söylemeye gerek var mı canım hepimiz biliyoruz ! demek kolay olur her zaman, iş uygulama kısmındadır. Çocuklara da ilgi vermezsek kuruturuz, çok ilgi verirsek çürütürüz...

Pedagoglar Bas Bas Bağırıyor Duyabilene :

Artık bilgiye ulaşmak kadar kolay bir durum yok.  Her gün sosyal hesaplarda, televizyonlarda uzmanlar çıkıp bir şeyler anlatıyor ve kitaplar yazıyor. Uzman olmayanlar okusun, bilinçlensin diye...  Ebeveynler gözünüzü seveyim bırakın TV'yi, bırakın bir roman eksik olsun! onun yerine yılda bir tane bu  kitaplardan okusak, bir çocuğun hayatının temelini sağlam atmamıza yardımcı olur.  Kişilik gelişimi demek çocuğumuzun ahlakının, vicdanının, katil mi, sapık mı, yalancı mı, dürüst mü olacağının şekillenmesi demektir. Çocuk farkında olmadan kötü birisi oluyor, daha da kötüsü iyi biri olduğunu sanıyor.  
Evet, buna bizzat tanıklık ettim. Arzuladığı olmayacak diye korkan ve bunun uğruna psikolojisini bozma noktasına getiren insanlar var. İstediğine sahip olamayacağı için Dünya'nın sonu gelmiş gibi davrananlar... Her konuda doğru düşünen fakat uygularken tam tersi davranışlar sergileyen kişiler ortaya çıkıyor. Üstelik iyi bir insan olmaya çalışıp, öyle olduğunu düşünen ama hayallerine kavuşamadığı için ebeveynlerine fark etmeden eziyet ederek mızmızlanan, yalanlara başvurmaya kalkışan zayıf karakterler görmeye başlıyoruz. Ya da durum tam tersi oluyor saldırgan, sinir krizleri geçiren, şımarık kişiler de olabiliyor. Bu durum farklı sonuçlar doğurabilir.

Gelişim Psikolojisinde Anne-Baba Tutumunun Önemi:

Gelişim psikolojisi, bireyin doğumdan ölüme kadar olan tüm gelişimini ve davranışlarını ölçer.  Üniversitelerin ilgili bölümlerinde bu konulara bol bol yer veriliyor. İyi, güzel de bu bölümleri okumayan anne ve babalar üzerine düşenleri öğrenmesin mi? Bu alanda uzmanlaşan kişiler zaten olayın derinliklerine iniyor, orada sorun yok. Asıl eksiklik milyonlarca anne-baba adayının bundan habersiz olmasından kaynaklanıyor olabilir mi ?


  • Koruyucu anne-babaların çocukları: Aşırı bağımlı olabilirler, öz yeterliliklerini bulamadıklarını düşünürler, kendi kararlarını alamazlar,nerede ne yapacaklarını bilemezler. Bunun sonucunda ileri de hayatın sorunlarını veya sorumluluklarını kaldıramayabilir. Psikolojik bunalım yaşayabilir. Ya da her istediğini yaptırdığı için şımarık kişilikler ortaya çıkabilir. Ağlayarak istediklerine sahip olmak isterler, çünkü anne-babası bu güne kadar ona fırsat vermeden her istediğine sahip olması için elinden geleni yapmıştır.
  • Otoriter anne-babaların çocukları: Tüm kararları anne,babalar alır. Kendine güveni olmayan,  çekingen, pasif, korkak ve mutsuz çocuklar olurlar. Dıştan denetimlidirler ve başkalarına güvenemezler.
  • Mükemmeliyetçi anne-babaların çocukları: Aşırı titiz veya aşırı dağınık çocuklar olabilirler. Kendilerine güvenleri yoktur. Yanlış yapmaktan korkarlar ve başarısızlıklarında hayal kırıklığı yaşarlar. Bu nedenle hayatta başarı kadar, başarısızlığında normal olduğu öğretilmelidir.
  • Boş vermeci (izin verici) anne-babaların çocukları: Genellikle tutarsız, bencil ve şımarık olurlar. Sürekli başkalarından hizmet beklerler ve her istediklerini yaptırmak isterler. Bırak yapsın demek, her davranışı anlayışla karşılamak ve sınırsız özgürlük sonucunda ortaya çıkar.
  • Demokratik anne-babaların çocukları: En sağlıklı aile tutumudur.Anne ve babalar istekte bulunan çocuğunu belirli ölçülerde kontrol ederler. Bu tip ailede büyüyen çocuklar kendilerinden memnun,girişken, kendine güvenen, arkadaş canlısı,gerçekçi,sosyal kişiler olurlar.


Bana soracak olursanız nasıl ehliyetsiz araba kullanamıyorsak, ehliyetsiz anne-babalıkta olmasın ! Taş çatlasın bir, iki haftalık eğitimle konuştuklarımızın içeriği yüzeysel olarak verilir. Uzmanlaşsın demiyoruz !  kişilik üzerinde anne- babanın rolünü öğreten sertifikasını alsın. Belki bir işe yaramayabilir böyle bir uygulama ama bir kişinin bile ufkunu açmanıza fayda sağlarsa, bir çocuğun geleceğine yapı taşı olur. Bahsettiğimiz konular üzerine internette bir çok bilgi var zaten, asıl sorun açıp okumuyoruz. Maalesef biraz tembeliz, bir şeyler zorunlu olmadıkça yapılmıyor. O zaman zorunlu olsun. Fasulye değil insan yetiştiriyoruz...  Değil mi?




6 Ocak 2019 Pazar

Daha İyi Düşünebilmek İçin: 6 Şapkalı Düşünme Tekniğini Kullanın...


Peki, nedir 6 şapkalı düşünme tekniği ? Eğitim sektöründe bulunanların oldukça aşina olduğu bir tekniktir. Edward de Bono her şeyin tekniği varsa düşünmenin de olur demiş olmalı ki, 1985'te bu işin kitabını yazmış. O zaman kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Biraz konuyu açalım. 6 şapkalı düşünme tekniği,  bireylerin daha sağlıklı ve yaratıcı düşünmesini sağlayacak adımları gösteriyor.  Birey bu teknik ile farklı açılardan olayları değerlendiriyor, analiz ediyor, tarafsız bakıyor ve düşünme becerilerini geliştiriyor. Kitapta bütün bunlar ayrıntılı ve çok yönlü anlatılarak bireylere bu tekniğin uygulanışı hakkında geniş bilgiler veriliyor. 

6 Şapkalı Düşünme Tekniği Hangi Alanlarda Kullanılır?

Yazıma başlarken bu tekniğe özellikle eğitimcilerin aşina olduğunu söylemiştim.Fakat bu, tekniğin bir alana özgü olduğunu ifade etmez. En büyük hatayı burada yapıyoruz. Bu teknik en çok iş hayatında yöneticilerin kullandığı bir teknik olarak, örnek verilip anlatılıyor. Ya da eğitim alanında kullanılmasıyla tanınıyor. Aslında 6 şapkalı düşünme tekniği herkes tarafından ve her alanda kullanılabilir bir tekniktir. 

6 Şapkalı Düşünme Tekniği Bireylere Nasıl Katkı Sağlar ?



  1. Paralel düşünmemizi sağlar. (Tekniği en güzel ifade eden kelime olduğunu düşünüyorum)
  2. Yaratıcılığımızı gelişir.
  3. Karar verme becerilerimiz gelişir.
  4. Düşünme adımlarını kavrarız. Daha pratik ve planlı düşünmeler gerçekleştirebiliriz.
  5. Farklı bakış açıları kazanırız.
Tekniği Nasıl Uyguluyoruz ?
Değerli okuyucularım , bu tekniği uygularken 6 adımımız var gibi düşünebilirsiniz. Bizler her adım için bir şapka takıyoruz. Bu şapkaların her biri belirli bir bakış açısını temsil ediyor. Bizler de hangi şapkayı takıyorsak, o şapkanın bakış açısına bürünmüş oluyoruz.  Her şapkayı temsil eden bir renk var. Şimdi her şapkanın rengini ve özelliklerini  açıklayalım:
  • Beyaz Şapka : Tarafsız ve objektif bir bakış açısıyla baktığımız şapkadır. Elde ettiğimiz bilgileri, içinde bulunduğumuz durumu tarafsız değerlendiririz.
  • Örnek soruları : Elimizde neler var ? Neler gerekli ? gibi sorularla durumu tarafsızca ortaya koyarız.
  • Kırmızı Şapka :  Duyguları ve sezgilerimizi ifade ettiğimiz şapkadır. Öznel yaklaşımlarla durumları değerlendiririz.
  • Örnek soruları: Konu hakkında neler hissediyorsun ? gibi soruları kendimize sorarak, duygusal bakış açısıyla durumları değerlendiririz.
  • Sarı Şapka: Ben bu şapkaya Polyanna şapkamız diyorum :) Çünkü iyimser bakış açısıyla baktığımız şapkadır. Durumun avantajlarını ve yararlı kısımlarını ortaya koyarız.  Olumlu ve yapıcı olan şapkamızdır.
  • Örnek soruları: Durumun ne gibi yararları var ? Avantajları neler? gibi sorular sorarak olayı değerlendiririz.
  • Siyah Şapka : Kötümser şapkamızdır. Durumun olumsuz taraflarını değerlendirir. Risklerini sorgular. Ortaya çıkabilecek problemleri değerlendirir. Olumsuz görüşlerle sergilediğimiz bakış açısını temsil eder. 
  • Örnek soruları: Bu durumun zararları nelerdir ? gibi sorularla konuyu değerlendiririz.
  • Yeşil Şapka :  Yaratıcı düşündüren, üretkenlik kattığımız bakış açısını temsil eder. Yeni önerilerimizin olduğu, farklı fikirler sunduğumuz şapkadır.
  • Örnek Soruları: Bu konuda değişik öneriler nelerdir ? gibi sorular sorduğumuz ve durumu değerlendirdiğimiz şapkamızdır.
  • Mavi Şapka :  Düşünme sürecimizi yöneten şapkadır. Durumları değerlendirdikten sonra karar verme aşamasında taktığımız şapkamızdır. Bu şapka için serinkanlı  yakıştırmasını da yapanlar vardır. Gözden geçirme şapkasıdır. Genelde idarecilerin en sık kullandığı şapka dersek yanlış olmaz sanırım :) 
  • Örnek soruları : Başlangıçta nasıldı ? Şimdi nasıl ?  ve gelecekte nasıl olacak ?  gibi sorularda mavi şapkanın bakış açısını yansıtır. 



Şapkaları ve renklerini açıkladığımıza göre, daha iyi düşünmek için şapkalarımızın hepsini kullanmamız gerektiğini anladığımızı düşünüyorum. Birçoğumuz olaylar karşısında duygusal düşünür ve diğer şapkaların bakış açısını göz ardı ederek problem yaşar. Ya da birçoğumuz olayların sadece  kötü, olumlu vb. taraflarını düşünerek bazı noktaları kaçırabilir. İşte 6 şapka tekniği bizlere bu noktada yardımcı olmak için geliştirilmiş bir tekniktir. Sağlam bir düşünce için 6 şapkayı da sırasıyla takarak, bu doğrultu da karar verdiğimiz de daha iyi düşünmüş oluyoruz. 

Ben düşünürken genelde çoğunu kullanıyorum. Fakat aynı ölçü de değil sanırım :) bazen siyah şapkayı diğerlerine göre daha çok kullandığım durumlar olduğunu fark ediyorum. Sanırım ruhsal durumlarımız düşünmelerimizi etkiliyor. Pozitif olduğumuz günde sarı şapkaya meyilli, sıkıntılı olduğumuz da ise  siyaha meyilli olabiliyoruz. 
Ben bugün  Sarı şapkamı daha çok taktığımı düşünüyorum.
Peki  ya siz şu sıralar hangi şapkayı daha çok taktığınızı düşünüyorsunuz ? :) Yorumlarınızı beklerim.

24 Aralık 2018 Pazartesi

Herkes Oyun Oynamalı Çünkü…


En son ne zaman oyun oynadınız? Ya da oyun oynamak dediğimizde, aklınıza ilk gelen şeyin ne olduğunu merak ediyorum. Yazımı sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum, belki birlikte blog oyunu oynarız. Hiç fena olmaz değil mi? Evet, yaşımız ilerledikçe oyun oynama sıklığımız oldukça azalıyor. Bu konu üzerinde düşünmemi sağlayan, Amasya üniversitesinde konferans veren Dr. Yavuz SAMUR hocamız olmuştu. Konferansına katıldığımda ne kadar az oyun oynadığımı fark ettim. İlk defa bir konferansı bu kadar severek ve ilgiyle dinlemiştim. Gelin biraz bu konuda konuşalım.

Oyun oynamak dediğimizde aklımıza neler geliyor?

Kutu kutu peensee diye başlıyorum…Her türlü oyun oyundur öncelikle bunu söyleyelim. Evcilik, bilgisayar oyunları, santranç, tavla, isim-şehir oyunu, ip atlama, uzun eşek, birdirbir, çelik çomak, tabu, okey, sıcak-soğuk, el kızartmaca, 9 taş, yakan top, futbol, voleybol… Örnekleri çoğaltabiliriz.
Peki, kendimiz oyun yapamaz mıyız? Yaparız, tabi ki. Oyun oynamanın sınır yoktur. Kendi oyunlarımızı kendimiz de bulabiliriz. Evde çocuğumuzla otururken zamanımızın büyük bir kısmını TV karşısında geçirmek yerine oyun saati yapabiliriz. İnanın bu çok eğlenceli ve geliştirici olacaktır.

Oyun oynamak bize ne kazandırır ?

Öncelikle oyun oynamak çocuklar için çok önemlidir. Biz veliler bazen çocuğumuzun, çocuk olduğunu unutmuş gibi davranıyoruz. Başarılı olmayı 100 tam puan üzerinden ölçerek hayatını test çözmeye adamış, yarış için hazırlanan bir canlı haline getiriyoruz. Maalesef burada yanlış yapıyoruz. Önemli olan hayatı planlamaktır. Süreyi dikkate alarak derslerinin yanı sıra oyun, etkinlik, TV gibi aktivitelere de zaman ayırmalıyız. Fakat bu başlı başına bir konu, belki başka bir yazımda bunu tartışırız. Şimdi konumuza dönecek olursak, bir oyun bize neler kazandırabilir ki;
  • Eğleniriz (Stres, kaygı vb. konuda rahatlatır)
  • Fiziksel gelişimi destekler (özellikle çocuklar için)
  • Dil gelişimi ve düşünme mekanizmamızı geliştirir.
  • Yaratıcılığımızı geliştirir.
  • Deneyim kazandırır, öğrendiklerini pekiştirir.
  • Çözüm bulma, problem çözme yeteneğimizi geliştirir.
  • Sosyalleşme becerisi kazandırır.
  • İnsan ilişkilerini geliştirir ve kuvvetlendirir.
  • Paylaşma duygusu kazandırır. Çatışma durumlarını yönetmemizi sağlar.
  • Farklı fikirlere karşı saygı duymamızı sağlar.
  • Saldırgan kişilikteki insanların kendini ifade etmesini ve öfkesini kontrol etme yeteneği kazanmasına yardımcı olur. Çünkü oyunda yenmekte vardır, yenilmekte…

Maddeleri çoğaltabiliriz.
Aslında en önemlisi oyun oynamak bize her zaman kazanan taraf olamayacağımızı öğretir. Bu sayede başkalarına saygı duymayı, kendimizin eksik yönlerini keşfetmeyi, sabretmeyi, çabalamayı ve tebrik etmeyi öğreniriz.

Örneğin; spor sayfalarında önemli maçlardan sonra tarafların birbirine zarar verdiğini okuruz. Burada ki temel eksik, oyun oynamanın erdemini oturtamamaktan kaynaklıdır. Bu yüzden daha çok oynamalı, kişiliğimizi daha doğru bir şekilde oturtmalıyız.
Özellikle eğitimde oyuna kesinlikle yer verilmelidir. Öğretmenlerimiz bu konuya daha çok zaman ayırarak eğitici oyunlarla hem konuyu pekiştirip, hem de kişilik yapılarını oturtmaya destek sağlamalıdır. Çocuklarımızın ruhsal olarak sağlıklı ve duyarlı bireyler olması için onlara yararlı oyunlar oynatmalıyız. Düşünmelerini, saygıyı, çalışmaları gerektiğini ve daha bir çok önemli beceriyi kazandırmak için oyun oynatmak en eğlenceli etkinliktir.Peki sadece bu konuştuklarımız çocuklar için mi geçerli? Hayır tabi ki, yetişkinlere de aynı katkıları sağlar ve günümüz şartlarında stresle başa çıkmak için en güzel yollardan birisidir. Birde eğitici bir oyunsa işte o zaman çifte kavrulmuş olur.

Benimle kısa bir blog oyunu oynar mısınız ?

Madem bu kadar oyun dedik, blog oyunu oynayamaz mıyız? Evet oynarız…Blog üzerinde tam anlamıyla bir oyun belki biraz zor ama imkansız değil. Oylama yöntemi kullanarak oyunlaştırılmış bir yarışma düşündüm.
Bir gün hocamız bizi tanırken farklı bir yöntem kullanmıştı ve çok beğenmiştim bende bu yöntemi oyunlaştırmaya karar verdim.

Şimdi oyunumuzu açıklıyorum :
  • Oyun, kendimizi tek bir kelime ile ifade etme olacak.
  • Fakat bu kelime ismimizin baş harfi ile başlamak zorunda, yani kendinizi isminizin baş harfiyle başlayan tek bir kelime ile özetleyeceksiniz. Bir süre oyun devam edecek. (3-4 gün olabilir)
  • Daha sonra oyuna yorum olarak katılanları yeni bir yayınla liste olarak açıklayacağım. Bu listeden herkes kendisi hariç en güzel, farklı tanımlamayı yaptığını düşündüğü kişiden yana oyunu kullanacak.
  •  Kullanılan oyları belli bir yorumdan sonra kapatacağım. Oylamaya oyunu oynamayanlarda katılabilecek. (En az katılan kişilerin tamamı kullanınca oyunu oylama kapanır. En fazla da iki katı kişi olursa, bu aralıkta kapatacağım oyunu)

·     Oylama sonunda en çok oy alan kişinin blogu tanıtılacak, oyuna katılan herkes yayın olarak paylaşacak ve blogu hakkında kısa veya uzun fikirlerini yazacak. Bu sayede hem oyun oynamış olacağız, hem de katılan kişiler sayesinde kazanan kişinin blog tanıtımı olacak.
   
      NOT: Bir kişi bile oynamak isterse ben bu oyunu oynayacağım.Katılan kişiler kurallara uymak zorundadır. Unutmayın oyun kişiliğimizi ortaya koyar.
    
      Oyunu Başlatıyorum :  Aylin = Azimli Aylin

       Yorumlarınızı bekliyorum…

17 Aralık 2018 Pazartesi

Eğitimde Bilişim Teknolojileri Trendi...



Merhabalar, bugün biraz eğitimden bahsedelim. Özellikle ilkokul ve ortaokulda eğitim gören çocuklarımız için temel dersler kadar önemli olan Bilişim Teknolojileri dersi üzerine konuşmak istiyorum. Yıllardır bilgisayar dersi adı altında Microsoft Office programları öğretiliyordu, şimdi gelişen teknolojiyle birlikte eğitimlerde değişiyor.

Ülkemizde son yıllarda robotik ve kodlama dersleri çok önemsenmeye başlandı. Bunun sebebi her şeyin makineleşmesi, insan gücünün azalarak her işi makineler üzerinden yapmaya başlamamızdır. İleride bir çok meslek gereksiz olacak, makineleri yönetebilenler kazanacak, çünkü ihtiyaç o yönde olacak. Bunu yapabilmek için kodlama bilgimizin olması gerekir. İşte bu nedenle öğrenciler ciddi şekilde bu alana yönlendiriliyor. Geleceğin mühendisleri, yapay zeka uzmanları olmaları için ana sınıfı seviyesinden başlanarak eğitim veriliyor. Yazılım dersi devlet okullarında var fakat yazılım kısmından öte robotlar üzerinde bu yazılımların yapılması henüz imkanlar dahilinde sağlanamıyor. Özel okullarda var olan robot setleri maalesef devlet okullarında yaygın değil. Bizler de bilinçli veliler olarak en azından bu konu da bilgi sahibi olup çocuklarımızı yönlendirmeliyiz. Şuan bilişim teknolojileri dersi kodlama, robotik ve elektronik temellerinin verildiği bir alan oldu. Teknoloji konusunda ilerlemiş ülkelerin büyük güçlere sahip olduğunu biliyoruz. Bu ülkelerde Türkçe,Matematik gibi temel dersler neyse teknoloji de onlar kadar önemseniyor, hatta en popüler meslek dalı diyebiliriz. Çünkü vizyonları bugünü değil geleceği yönetmek, bu yüzden çok küçük yaşlarda bu eğitimler veriliyor. Ağaç yaşken eğilir atasözünü en iyi biz biliriz öyle değil mi ?
Çocuklarınız minik mühendisler olmalı :) elektronikle, kablolarla, led ışıklarla iç içe olmalı. Bu alanda küçük icatlar yapabilmeleri için öğretmenlerimiz yönlendirmeli, bizlerde veliler olarak bunların varlığından haberdar olmalıyız. Çocuğunuzla basit bir karton etkinlik yapmak bile çocuğunuzun ürün ortaya koyma yeteneğini geliştirecektir :) bakın burada tüm anlattıklarımı tek kelimeye sığdırmak gerekirse bu kelime ÜRETKENLİK kelimesidir. Üreten çocuklar olmaları gerekiyor, gelecekte üretmeyen farklılık ortaya koyamayanlar işsiz kalacaktır. Her yerde robotlar, yapay zekalar olsa bile insanlar kadar özgün olmalarını beklemeyiz. Bu yüzden işimizi bir makineye kaptırmamak için farklılık ortaya koymalı, o makineyi yönetebilen olmalıyız. Bunun yolu da üretmek, farklı düşünmek ve teknolojiye yakın olmaktan geçiyor,şartlar bunu açıkça ortaya koymakta.

Sevgili okuyucularım robotik ve kodlama alanında çocuklar için basit, online ve ücretsiz siteler var. Tıpkı oyun oynar gibi analitik düşüncelerini geliştirmek ve kodlamaya adım atmalarını sağlayacak.

Örneğin ;
https://studio.code.org/courses
https://www.kodris.com
http://kodlamaatolyesi.com/
bunlardan farklı sitelerde mevcut.
Ayrıca Scratch programı en çok kullanılan programdır.Başka programlarda var tabi ki. Çoğu okulda bu program üzerinden çocuklara kodlama yaptırılıyor ve çocuklar kendi oyunlarını yapabiliyorlar :) bu programlarda yazdıkları kodları ise robot setlerine bağlayarak (yükleyerek) tıpkı mühendisler gibi minik projeler çıkarıyorlar. Mbotlar, Arduino, Lego gibi robot setleri satılıyor bunlara örnek bir iki alışveriş sitesi linki ekliyorum ;
https://robocombo.com/
https://www.robotistan.com

Tabi ki set almak zorunda değilsiniz. İmkanlarınız dahilinde örnek verdiğimiz kodlama sitelerinde etkinlik yaptırabilirsiniz Algoritma ve analitik düşünme becerilerini kazandırabilirsiniz. Unutmayın ki, yazılım ve teknoloji sayısal mantık ve beceriler gerektiren bir alandır. Çocuğunuz bu alanda ne kadar doğru eğitilirse zihinsel düşünme becerisi, sayısal mantığı o kadar gelişecektir.

Bilişim teknolojileri öğretmeni olarak temel bilgiler vermeye çalıştım. Bu alanda neler yapıldığı, hangi çalışmaların önemsendiğini aktarmak istedim, umarım biraz olsun yarar sağlamıştır bu yazım :) Yukarıya basit bir örnek bıraktım, kodlama ile çalıştırılmış ışıklı çark projesi. Bu projeleri asıl yapacak olanlar bizim minik ve tatlı çocuklarımız bu enerji ve zeka hepsinde mevcut...
Görüşleriniz ve sorularınız varsa yorum atabilirsiniz. Sevgilerimle :)


16 Aralık 2018 Pazar

Alfa Kuşağı Çocukları...



Merhabalar, yorucu bir gün geçirdim. Çünkü Alfa kuşağı bir yeğenim var ve yeni nesil çocuklara yetişmek bir hayli zor. Bende yazımı bu konuya ayırmaya karar verdim.
Belki bazılarımız Baby Boomer, X,Y ve Z kuşaklarını duymuştur. Bu kuşakların en sonuncusu ise Alfa kuşağı,sizlere kısaca açıklayayım:

1946-1964 yılında doğanlar Baby Boomer kuşağı olarak adlandırılıyor. Bu kuşağın genel özellikleri; işsizlik ve rekabet çağını yaşadıkları için işkolik oldukları söylenir. Kuralcı, otoriteye saygılıdırlar. Ayrıca BEN merkezci olmalarıyla tanımlanırlar. Kendilerini geliştirmeye meraklıdırlar.

1965-1979 yılında doğanlar X kuşağı olarak adlandırılır. Bu kuşağın özellikleri ise;
Savaş zamanlarına denk geldikleri için mücadelecidirler ve zamanında yokluk gördüğü için maddiyata önem veren  bir kuşaktır. Şüpheci ve rekabetçidirler. Azla yetinmeyi bildikleri için kanaatkar olarak tanımlanırlar. Daha iyi yasam standartları için az çocuk anlayışındadırlar. Teknolojik gelişmelere mecbur kaldıkları için uyum sağladıkları söylenir.

1980-1999 yılında doğanlar Y kuşağı olarak adlandırılıyor. Bu kuşağın genel özellikleri ise; öz güvenli, otoriteye karşı saldırgan,gerçekçi,az çalışarak çok iş yapma eğiliminde olmaları, tatminsiz ve girişimci olmalarıyla tanınırlar. Y kuşağı için özgürlüklerine düşkünde diyebiliriz,ekip ruhuna sahip bir kuşaktır. Son olarak teknoloji onlar için çok önemlidir.

2000-2009 yılında doğanlar Z kuşağı olarak adlandırılıyor. Bu kuşağın genel özellikleri ise ; teknolojiye gözlerini açan bir kuşak olarak tanımlanır. Yaratıcı, tatminsiz, tüketici,geleneksellikten uzak, otoriteye saldırgan ve teknoloji kullanımında çok iyi ama sosyal becerileri düşük olarak tanınırlar. Teknoloji yaşamlarının bir parçası haline gelmiştir.


Vee işte en son karşımıza gelen kuşak ise ;

2010-2019 Alfa kuşağıdır. Teknoloji hayatlarının merkezinde olacak, oyun bağımlısı, bir hayli hareketli kuşak. Paylaşmaktan nefret ederler. 9 aylık yeğenim eşyasına dokununca bile ağlıyor,siz düşünün vay halimize !😟 en girişimci nesil oldukları söyleniyor. Robotlar, sanal gerçeklik gibi teknolojik kavramlar hayatlarının merkezinde olacak. Bu nesil hepimize hemen hemen  hiç olmadığı kadar uzak gelecek diye düşünüyorum. Kuşak çatışması diyoruz ya hemde ne çatışma olacak. Fakat bir o kadar da problem çözme yetenekleri gelişmiş zeki bir nesille karşı karşıyayız. Bu neslin ebeveynleri oldukça yorulacak, bir saniye bile yerinde durmayan afacanlara yetişmek kolay değildir sanırım. Bugün bir kez daha bunu tecrübe ettim, sürekli hareket halindeydi :)  Fakat bizler bu nesille iletişim kurmanın, onlara ulaşmanın bir yolunu bulmak zorundayız. Her biri bizim geleceğimiz olacak. Ne yalan söyleyeyim yorucu ama bir o kadar da sevimli bir kuşak bizi bekliyor gibi hissediyorum...

Bu  arada ben Y kuşağına dahil oluyorum :) peki ya siz?